Suriye iç savaşının seyrini değiştirebilecek kritik bir dönemecin eşiğindeyiz. Şam yönetiminin muhalif gruplara Şubat ayında tanıdığı üç aylık silah bırakma ve ‘uzlaşma’ süresi doldu. Bu durum, ülkenin kuzeybatısındaki son büyük muhalif kontrolündeki bölgelerde yeni ve kapsamlı bir askeri operasyonun kapısını aralayabilir mi sorusunu gündeme getiriyor.
Peki, Şam’ın Suriye’ye verdiği süre dolarken sonra ne olacak? Kısa vadede, doğrudan büyük çaplı bir operasyon yerine, gerilimin tırmanması, sınırlı askeri müdahaleler ve diplomatik baskının artması daha olası görünüyor. Ancak, uluslararası aktörlerin (özellikle Rusya, Türkiye ve İran) alacağı pozisyonlar ve muhalif grupların vereceği tepkiler, bölgenin geleceğini şekillendirecek asıl dinamikler olacak.
Şam Yönetimi Ne İstiyor?
Esed rejimi, ülkedeki “silahlı düzensizlikleri” tamamen sona erdirmeyi ve Suriye topraklarının tamamında egemenliğini tesis etmeyi hedefliyor. Bu doğrultuda, Şubat ayında ilan edilen 3 aylık süre, muhalif gruplara iki temel seçenek sundu:
- Silah Bırakma ve Uzlaşma: Muhalif savaşçıların silahlarını bırakarak Suriye devletinin kurumlarına entegre olmaları veya hükümetin kontrolündeki bölgelere geçmeleri.
- Askeri Operasyon: Şam’ın taleplerini reddeden gruplara karşı askeri müdahale.
Bu ültimatom, geçmişte Dera, Halep kırsalı ve Guta gibi bölgelerde uygulanan “uzlaşma” modellerini hatırlatıyor. Bu modeller genellikle, ya hükümetle anlaşarak belirli hakların tanınması (genellikle askeri entegrasyon) ya da sivillerin ve savaşçıların Türkiye destekli bölgelere tahliye edilmesiyle sonuçlanmıştı.
Kimler Etkileniyor?
Sürecin ana aktörleri ve etkilenecek gruplar şunlar:
- Suriye Hükümeti (Şam): Ülke bütünlüğünü sağlamak ve muhalif varlığını sona erdirmek isteyen taraf.
- Muhalif Gruplar: Özellikle İdlib, Halep, Hama ve Lazkiye kırsalında kontrolü elinde tutan gruplar. Bu grupların büyük bir kısmı Türkiye tarafından destekleniyor.
- Rusya ve İran: Şam rejiminin en büyük destekçileri ve bölgedeki askeri varlıklarıyla önemli bir etkiye sahipler. Astana Süreci’nin de garantörleri arasında yer alıyorlar.
- Türkiye: Bazı muhalif grupların destekçisi ve İdlib’deki çatışmasızlık bölgesi anlaşmasının garantörü olarak kritik bir role sahip. Yeni bir göç dalgasından endişe duyuyor.
- Birleşmiş Milletler: Bölgedeki insani durum ve siyasi çözüm çabaları açısından süreçle yakından ilgileniyor.
Neresi Tehlikede?
Şam’ın ültimatomunun hedefi, Suriye’nin kuzeybatısındaki muhalif kontrolündeki son büyük toprak parçasıdır. Bu bölge, özellikle İdlib’in yanı sıra Halep, Hama ve Lazkiye kırsalındaki bazı yerleri içeriyor. Bu alanlar, milyonlarca yerinden edilmiş Suriyelinin sığındığı ve insani kriz riskinin yüksek olduğu bölgelerdir.
Olası Senaryolar Neler?
Sürenin dolmasıyla birlikte birden fazla senaryo masada bulunuyor:
- Kapsamlı Askeri Operasyon: Şam, Moskova’nın tam desteğiyle, belirlenen bölgelere büyük çaplı bir askeri operasyon başlatabilir. Bu, ciddi sivil kayıplara ve yeni bir mülteci akınına yol açabilir.
- Sınırlı Baskı ve Kuşatma: Tam bir taarruz yerine, Şam güçleri havadan ve karadan belirli hedeflere yönelik operasyonları artırabilir, kuşatma taktikleriyle muhalifleri teslim olmaya zorlayabilir. Bu, daha az doğrudan çatışma, ancak artan insani baskı anlamına gelebilir.
- Müzakere ve Süre Uzatımı: Rusya ve İran’ın arabuluculuğuyla diplomatik kanallar yeniden devreye girebilir ve muhalif gruplarla yeni bir uzlaşma sürecine gidilebilir. Türkiye’nin bu süreçteki rolü belirleyici olacaktır. Bu senaryo, Şam’ın istediği tavizleri alarak çatışmayı önlemeyi hedefler.
- Mevcut Durumun Korunması: En düşük ihtimalli senaryo olmakla birlikte, herhangi bir tarafın büyük bir adım atmaması ve gerginliğin mevcut seviyesinde kalması da bir olasılıktır. Ancak Şam’ın kararlılığı göz önüne alındığında bu senaryo pek olası değil.
Önümüzdeki günler ve haftalar, Suriye’deki çatışmanın geleceğini belirlemede kritik olacak. Uluslararası aktörlerin tutumu ve sahadaki dinamikler, bölgedeki dengeleri kökten değiştirebilir.
Şam’ın Suriye’ye Verdiği Süre Doluyor Peki, Sonra Ne Olacak?
Şam’ın Suriye’deki muhalif gruplara tanıdığı üç aylık süre dolmuş olup, bu durum büyük çaplı bir askeri operasyon riskini artırmaktadır. Ancak, doğrudan topyekun bir taarruz yerine, öncelikle diplomatik baskının artırılması, sınırlı askeri müdahaleler ve uluslararası arabuluculuk yoluyla yeni bir uzlaşma arayışının daha olası olduğu değerlendirilmektedir. Rusya, Türkiye ve İran arasındaki görüşmeler, bölgedeki gelişmelerin seyrini belirleyecek anahtar faktörler olacaktır.